Annem biz çocukken, kardeşimle beni okula yolcu ederken, “Allah zihin açıklığı versin” derdi. O zamanlar çok farkında değildim belki ama şimdi, 50 yaşıma geldiğimde annemin sözlerinin ne kıymetli bir dua olduğunu anlıyorum. Bugünden o güne baktığımda fark ediyorum, annem, zihnimi önce Allah’a, sonra bana emanet edermiş. Hayatın içindeki mükemmel teslimiyeti daha o yaşlarda aşılamış bize. İnsanı kendisi yapan temel değerleri hiç değişmiyor.

Annemler şimdi kapı komşuyuz, karşı dairemde oturuyor. Kardeşim ve babamla birlikte yaşıyor. Ve ben hala her güne annemin duaları ile başlıyorum İşe gitmeden önce mutlaka kapıdan da olsa uğrayıp, sarılıyorum. Okul bitti, evlendik, barklandık, iş güç, çoluk çocuk derken annemin duası da değişti. “Allah işini rast getirsin!” oldu. Artık kolay değil hayat. Çocuklar büyüyorlar. İş güç, para kazanmak, onların geleceğini güven altına almak lazım. Hayat pahalı, gelir kaynaklarını artırmak ya da devam ettirmek lazım. Öyle mi gerçekten? Zannediyoruz ki her şeyin, hayatın garantisi kazandıklarımızın içinde gizli. Evet, doğru da aslında ama sadece maddi kazançların içinde ararsak o garantiyi, bulmak zor. Ailemizden gelen değerlere bakarsak, işte orada çok kıymetli hazineler bekliyor bizi. 

Hayatı garantiye almak mümkün mü? Çalışarak, biriktirerek, banka hesaplarını her gün biraz daha artırarak yapabilir miyiz bunu? Bir an sonra neyin ne olacağını hangimiz biliyoruz ya da bugün dolup taşan banka hesaplarımızın yarın yok olup olmayacağından nasıl emin olabiliyoruz? Her şey bizim kontrolümüz altında mı? 

“Geleceğin garantisi” diye bir kitap olsa hepimiz okuyalım, orada yazılanları bir bir uygulayalım ama geleceğin garantisinin bir kitabı yok. 

Güven var sadece, hayata güven, kendine güven, değerlerine güven…

Ben hayatın rastgele getirdiklerine güveniyorum. Bugüne kadar yaptığım her şeyin içinde iyi niyet, sevgi ve ailemin bana en büyük öğretisi dualarım vardı. “İyi insan” olmak oldu amacım hep. Ben iyi bir insan olduğumda hayatın da beni güvende tutacağına inandım, hala da inanıyorum. 

Bahçeli bir evim olsun istemedim mi? İstedim. İkizlerim iyi okullarda eğitim alsınlar istemedim mi? İstedim. Eşimle birlikte yürüttüğümüz şirketimizin çok daha görünür olmasını istemedim mi? İstedim. Hala da istiyorum, hala da hepsini niyetlerimde dile getiriyorum. Ama bunların hiçbiri olmazsa olmazlarım değil. Benim için hepsi yaşamın bir çatısı. Ve şunu bilerek yaşadım; bu çatı bir gün yıkılabilir. Her şey bizim için. Korkuttu mu bu düşünce sizi? Korkutmasın. Bunu bilmek bana korkudan ziyade merak duygusunu getirdi. Hani bir filmin sonunu merakla beklersiniz, olayın düğümünü keşfetmek istersiniz, heyecan duyarsınız ya, öyle bir duygu. 

Kısaca diyorum ki; hayatımızı garanti altına almak için harcamayalım çünkü bu mümkün değil. Hiçbir şeyin garantisi yok, ne iyi bir evliliğin, ne banka hesaplarının, ne yükselişte olan işin ne de hayatın ta kendisinin. Bir gün bir fırtına kopar ve bir de bakmışsınız her şey dağılmış, yerle bir olmuş. 

Dağılsın… Korkmayın. Siz değerlerinizin farkındaysanız, inancınıza sahip çıkarsanız o dağılan parçaların içindeki tohumdan tekrar can bulursunuz. 

“Hayat kolay değil” dedim az önce, tekrar söylüyorum, “Hayat kolay değil.” Ben de bunu istemiyorum zaten. Şaşırmayın hemen. Böyleyim ben. Hayatın kolay olmasını istemiyorum ama bugüne kadar yaptığım her şeye değmesini istiyorum

Ya siz? 

Allah işlerinizi rast getirsin… 

Paylaşmak için Tıklayın:

Yorum yazın

E-Posta

seda.dagdelen@optimist.com.tr

Telefon

0 (216) 417 87 42