17 Temmuz 2015 Cuma

“Uşakkkkk Geldiniz mi ? Aniiiiii ni diyim, kızlarım gelmiş benim, canım kızım, yavrumun yavrusu, güneşimin gölgesi, gözümün nuru çocuklarım “ Nidaları ile babaanneniz, anneanneniz tarafından sevilenlerdenseniz bu yazıya bir bayram klasiği olarak devam edebilirsiniz.

Canlı, heyecanlı, hayat dolu, fındık kurdu gibi bir kadından bahsediyorum.

Babaannem 80 yaşına geldiğinde “burada noktayı koydum” artık yaş ilerlemeyecek diyerek 89 da gözlerini hayata kapatan nüktedan insan.

“Babaanne sen nasıl bu kadar dinçsin” dediğimde “Bak kızım ben kötü keder, kötü gam taşımam, cenaze ziyareti hastane ziyaretine sonra giderim, o anda orada olmam” derdi.

Gençliğimde kardeşim ile George Michael “Fate” şarkısı bizim ile dans ederdi. Herzaman güleç bir yapısı vardı. En azından ben o anları biriktirmişim.

Çocukluğumda, Annemler gezmeye gittiğinde beni ona bırakırdı. Ben tabi ki annemden ayrılmayı istemediğim için ağlardım. O da “ Aman bırak gitsinler, bak biz şimdi çekmeceleri karıştırırız, gucuzürüz (yaramazlık yaparız) ” derdi. Muzip şeker bir suratı vardı. Yaramazlık yapmak ilgimi çekerdi. Çekmece karıştırmayı bir şeyler bulmayı hala çok severim.

Çalışmaya başladıktan sonra ilk arabamı alma kararı verdiğimde, hemen minicik paraları ile topladığı birikimden bir milyarder edası ile “bu da benden “ diyen katkıları bir ömür boyu hiç bitmedi. Hep sol göğsünün üzerinde duran güvenli bankası, yüreğindeki heyecanı ile yeniliklere adım atan herkese açıktı.

Bugün Safranbolu da onun mekanında olmak bana çok şey hissettiriyor. Şuanda bazıları hızlıca aklıma gelen anılar, yüreğimde hoş bir sızı bırakıyor. Mutluyum.

O gitmeden önce bize söyledi buralara mutlaka gelin dedi. Her sabah kahvemizde anarız. İstanbul’dan kahvemizi içerken aradığımızda “amannn gönül ne ister kahve ister , ne kahvehane; Gönül bir dost ister kahve bahane” derdi.

Bir de kulaklarımızda çınlayan başka bir sözü “Safranbolu’nun çocukları sığdı da bir sığ sığamadınız buraya “ derdi. Hep yanında olalım isterdi.

Tabi ki bir tek o yoktu bu resmin içinde.

15 yaşımda kaybettiğim sakin, daima beyefendi, hep kendi halinde, Harmanlardaki bahçeli evimizin minik havuzunun başında, kendi yetiştirdiği güllerin arasında, mis gibi kokan bahçe salatalıklarını; çay bardağındaki rakısına eşlik ettiren Sevgili dedem Hasan Dağdelen’i de hatırlıyorum. Kız kardeşim ile soba başında oynadıkları “Kızma Birader” yenince yüzündeki muzip tebessüm hep anılarımda..

Sonra Dedemin kardeşi Amcam Mehmet Dağdelen. Bir insana küfür işte bu kadar yakışırdı. İlk küfrümü ondan öğrenmişim. Hatta adımın önüne Fatma isimini O takmış. Cam gibi mavi gözleri ile öyle içten gülerdi ki. Sarı bir tosbağası vardı. Onunla bizi harmanlarda ziyaret ederdi. Ben çocukken içine binip direksiyonu kilitlediğimi (bilmeden) acaba araba bozuldu mu diye ter döktüğüm 2 saati hatırlıyorum. Ne stres di J Sesi güzel enstrüman çalanlardandı. Benim küçüklük zamanıma denk gelmediğinden birlikte fasıl yapamadık. Ama annem, babam hep anlatır, cümbüşlü, udlu, sohbetli hoş zamanlar yaşamışlar.

Çocuklarımıza verebildiklerimiz, yaşadığımız anlar. Bunları planla program ile yapamıyoruz. Yaşamın anında akıp gidenlerden içlerinde kalan hisler yaşamda güven ve devamlılığı sağlıyor.
Ben Babaannemin neşesini, Dedemin sükûnetini, Amcamın dobralığını almayı tercih ettim.

“Anılar biriktirebildikleriniz kadardır”

Bir bayram için söylenebilecek en güzel söz gibi geldi bana.

Babaannem çok güzel sözler bilirdi. Hiç not almadık. Aklımızda kaldığı kadar.

“Allah sizlere şaşkın Akıl, Düşkün Beden Vermesin” derdi.

Bence bu söz bu yazıyı bitirmek için yeterli.

Var olan değerlerimiz geçmişimizde gizli.

Güzel bir bayram dilerim.


Not: Sevgili Anneannem ve Dedem ve Dayım Safranbolu hikayesinde çok yer vermedim. Ama onlarda benim için çok önemliler. Onlar bir sonraki yazıda olacaklar..

3 Temmuz 2015 Cuma



Her şeyden ve her durumdan kendine olumsuzluk çıkaran, daima kendini haklı gören ve her duruma eleştirel yaklaşan insanlardan yılmak üzereyim diyebilirim.

Hele hele bir şirketin mensubu olup, ay sonu aksamadan tıkır tıkır maaşını alan, evine güvenle ekmek götürebile, çoluğunu, çocuğunu okutabilen ve de bir çoğuna göre iyi kazanan, ama bir türlü mutlu olmayanlardan daha çok desem.

Hiç mi bakmaz bu insanlar etraflarına, dünya krizde, dolar almış başını gidiyor, etraf binlerce aç insanla dolu, ekmek aslanın ağzında, nedir bu var olana şükür edememe hali?

Hayır anlamıyorum.

Hani varsayalım ki işi, eşi, ne ise sıkıntın onu değiştirdin, sen sanıyor musun ki içinde, kendini memnun eden, seni besleyen şeyi bulmadan aslında sorunların yok olacak.

Sen sanıyor musun ki başka bir şirkette çalışmaya başladığında kendi değerini bulacaksın.

Şu anda yaşadıkların yaşaman gerekenler, sen niye bunu görmezsin ki?

Hislerin nereye gidersen git aynı olacak, değersizlik, sevgisizlik, saygısızlık, hep şikayet ettiğin şeyler

Hiç mi bakmazsın aynaya

Konu değişince sanır mısın ki senin hislerin değişecek?

Bu aslında bir yolculuktur.

Sen ne diye bunu anlamaz, anlamamazlıktan gelirsin?

Herkesi bir sallayasım var bu aralar,

Bir anlatasım var,

Nefes al ve şükür et

Ey insan, al bir bak aynaya

Bir bak kendine

Sen kendini her halin ile beğenir takdir eder misin ?

Yok olana verir misin?

Aç olanı doyurur musun?

Tanımadığına bir selamı hak görür müsün?

Eleştirmeden bir gün, olumsuz düşünmeden bir an yaşayabilir misin?

Hiç kimseyi ayırmadan herkes ile aynı sofra da oturur musun?

Her gün bindiğin taşıtta kaç kişiye gülümsersin?

Ve sen insan,

Bu yaşamın aslında bir yolculuk olduğunu bilmez misin?