16 Ekim 2014 Perşembe

Çocukken hafta sonları babam beni İsdemir fabrikasına işine götürürdü. Kocaman bir kapıdan özel aracı ile içeri girerken, babamın ne kadar önemli bir insan olduğunu düşünür onun ile gurur duyardım.

Aslında bu hayatta onun ile gurur duyulacak hep çok şeye sahip oldum.


Çalıştığı insanlara karşı aynı anda hem otoriter hem de tatlı dilli olabilen bir tarzı vardı.

Hafta sonları birlikte gittiğimiz, onun deyimi ile “daire”ye yani çalıştığı ofisin binasına vardığımızda  o beyaz merdivenleri koşarak çıkardı.  Hafta sonu bile koşar adımlarda gittiği bir işinin olması beni iş hayatına karşı hep umutlandırdı.

Babamın odası 2 oda iç içeydi.  Önde sekreterinin odası, arkasından içeri girdiğiniz odada kocaman bir toplantı masası ve ilerisinde yine kocaman bir çalışma masası vardı. Bu görüntü zihnimde hep kaldı.  Bende babam gibi çalışkan olacağım ve büyük işlere imza atacağım fikri ilkokul 5 sınıfta aklıma yatmıştı.

O çalışırken ben, dışardaki masada bulunan daktilo ile kendi kendime yazı yazar gibi yapar, oyun oynar, sanki orada çalışan bir kişiymişim gibi rol yapardım. Cumartesi günleri daire boş olduğundan oynadığım oyun beni çok memnun ederdi.  Babam bana meyve suyu ısmarlardı.

İnsanların babama gösterdiği sevgi, saygıdan çok etkilenir ve bir gün iş sahibi olduğumda babam gibi olmayı hedef koyardım. 

1988 senesinin Haziran ayında İstanbul‘ a göç etme karamız oluştu.

İskenderun Demir-Çelik Lojmanlarının 1. Çarşısında Orfe Pastanesinin önünde İstanbul’a Gidecek otobüsümüzü bekliyoruz.

İçimiz buruk, büyüdüğümüz yerleri bırakmak ama her şeyden önce bir çerçevece içinde alıştığımız herkesten, herşeyden en çok güvenli ortamdan ayrılma anındayız.

Bizi yolcu etmeye gelen, insan seli, bugün bu satırları yazarken bile gözlerimi dolduruyor.  Sanki bir toplanma alanı oluşmuş. Herkes üzgün, ağlıyor.  Gidişimiz bu görüntü ile hafızamda dramatik bir an. Birbirimizle kucaklaşıyoruz. Duygularım, aklım çok karışık. Bir bilinmeze çıkan belirsiz yolculuk.

O anda babama bakıyorum.  Hepimizden çok aslında onun değişimi bu.

Ama O her zaman ki gibi güçlü, sempatik, herkesi kucaklıyor.  

Yeniliklerin bize hep hayır getireceğine inanıyor.

Ondan güç alarak, otobüsümüze biniyoruz.

Bu insan topluluğun babama gösterdiği sevgi, onların yarattığı güzel anıların eseri olarak kabul ediyorum.

Ben hep babam gibi bir insan  olmak istedim.

İşinde gerektiğinde otoriter, gerektiğinde sempatik.

Babam gibi

Çok sevilen, saygı duyulan, konuşulan,

Babam gibi

Canlı, konuşkan, esprili, güler yüzlü

Babam gibi

İnsancıl, merhametli, hakkaniyetli,

Babam gibi

Çalışkan, dürüst, iş takip odaklı

Babam gibi

İnançlı, gerektiğinde teslimiyetçi

Babam bugün 74 yaşını bitiriyor.

Becerilerinden hiç birşey kaybetmemiş şekilde.

Torunlarına derslerini çalıştırıyor.  Onlara bütün bildiği becerilerini aktarıyor. Ailenin, akrabanın önemini anlatıyor. Annem ile mutlu bir yaşam sürüyor.  Ve aile bütünlüğünden gurur duyuyor.

Çok uzakta değil hep bizimle.

Her zaman güleryüzlü, samimi, içten en çok da heyecanlı olan Erdoğan dedemizin doğum günü kutlu olsun.

Babacığım seni çok seviyorum. Bana kattığın değerler için teşekkür ediyorum. 

En çok yaşam felsefeni bana aşıladığın için....

"Elinden gelenin en iyisini yap, tevekkülde kal, inançtan ayrılma.. Sıkıntıya düştüğünde inanç sana destek olur"

Doğum günü kutlu Olsun.




0 yorum:

Yorum Gönder