15 Ağustos 2014 Cuma


2 Hafta önce İskenderun Demir Çelik'ten sevgili arkadaşım Tuba Tekbaş (Onur), bana bu resmi whatsUp tan gönderdiğinde, kalbim inanılmaz bir heyecan ile doldu.

Sanki bir zaman makinesi beni 1983-85 senelerine götürdü.


İskenderun Demir- Çelik Çay bahçesine gittim.

Akşam üstü saat 6 olmuş.
Bütün gençler çay bahçesine yavaş yavaş akıyor.
Sohbet grupları oluşmaya başlamış.
Çayımızı, tostumuzu yiyoruz.

Sonra sahalara iniyoruz. Basketbol turnuvası var. 10 adım ilerde tenis oynayanlar mevcut. Bazılarımız o gün oynayanlardan.

Sahanın üstünde Ercan abimizin havuzu toparlanıyor, hazırlanıyor bir sonraki güne

Hepimiz son derece sağlıklı, güneşden aldığımız D vitaminin verdiği zindelik ya da havuzun buz gibi suyunun verdiği dirilik ile yerlerimizi alıyoruz. 30 faktör korumanın olmadığı yıllardayız. Hatta bizi Allah Korur mantığında, havuz kenarında suyun verdiği üşümeyi, sıcaktan yanan taşın üzerinde ısınarak geçiriyoruz. Hava 40 derece.

Akşam üstü. Maçlar oynanıyor.. Güneş batıyor.. Oynayanlar evlerine gidiyorlar, duşlarını alıyorlar ve yine çay bahçesinde buluşuluyor.

Bu sefer akşam sohbetleri, hikayeler, fıkralar… Kahkalar… Nasıl da bitmek bilmeyen muhabetler içindeyiz.. Cep yok, IPad yok, Tablet yok. Göz teması en çok da gönül teması içindeyiz.

Annelerimize "bana Iphone 5S al" ısrarı yerine," anne ne olur bu gece çay bahçesine gidebilir miyim ? Ne olur? " ısrarı var..

Ay çok hoş..

Ailelerimiz bir masada ya da yukarıdaki yemek lokalinde biz 5 adım ileride çay bahçesinde, bu sandalyelerde..

Sadece sohbet, kahkaha, sessiz sinema, oyunlar var.

Gündüzleyin basket topunu misafir eden saha, geceleyin gitar sesi ile dolar.

Necip,Taylan,Hakan,Sinan,Selim abilerimiz Deniz abla, Demet akşam üstü basketbol gösterisi sonrası, gece gitar dinletisi. Sesleri bugün kulaklarımda.

Şu sandelyenin dili olsada anlatsa…

Mis gibi kokan tost, yanında çay ve çekerken gürültüsü ile insan rahatsız eden beyaz sandalyeler…

Ne kadar naif, ne kadar korunaklı ve ne kadar içten duygularla büyümüşüz..

Tenis hocası olamadan tenis oynayan, Yüzme hocası olmadan herkesin stilli yüzme öğrendiği, Basketbol hocası olmadan hepimizin maç yapabildiği, hoşgörü dolu.. neredeyse bedava yaşamlar..

Herkes birbirinin abisi, ablası ve rol modeli.

Birbirimize bakarak öğrendik, yüzmeyi, gezmeyi, müzik dinlemeyi, konuşmayı, oturmayı, kalkmayı, saygı duymayı, sevmeyi.

Annelerimiz, babalarımız hepsi arkadaş.. Hepsi örnek..

Hafta sonları aile lokalinde canlı müzik, herkes sahnede dans eder..

1976-1988 arası yaşamımın en değerli yıllarının geçtiği o küçüçük İskenderun Demir Çelik sitesi içinde ne çok şeyi sığdırarak büyümüşüz.

Ah bu sandalyenin bir dili olsa da anlatsa !!

0 yorum:

Yorum Gönder