6 Mart 2014 Perşembe

Renkleri ve yaydıkları enerjileri seviyorum.

Yukarıdaki mandala beni yansıtıyor.

Yaşamımdaki renkleri, sevinçleri, hüzünleri, romantizmi her şeyi burada görebiliyorum.

Çiçekleri, kelebekleri, hüznü, aşkı, merakı, öğrenme hevesimi, kızımı, oğlumu, eşimi, annemi, babamı, kardeşimi, astrolojiyi, danışanlarımı, öğrencilerimi, komşularımı, akrabalarımı. Bir çok kişi burada. Aslında yaşamım burada bana bakıyor. 

Yolları görüyorum. Keşfedilmeyi bekleyen. Düzgün, intizamlı, uzun ya da kısa yollar. 

Kendi içsel düzenimi buluyorum. Her şeye herkese ayrılan zamanı görüyorum burada. Herkese yetişebilme arzusunu görüyorum. Olması gerektiği kadar olması gerektiğini. 

 Endişelerimi, kuşkularımı, aşkımı, sevgimi, görüyorum.
Bu renkleri, taşlara benzetiyorum. Her biri birbirinden değerli ve önemli. Bu taşları zamana, gelmesi beklenen yıllara benzetiyorum. İnsanlara benzetiyorum. Her biri birbirinden farklı, renkli, özgün ve özel. Her biri kendi içinde yaratıcı olan insanlara benzetiyorum. 

Aslında bir bütün görüyorum. Dünyayı görüyorum. Dünyadaki çeşitliliği, insanları, dinlerini, ırkları, milletleri, ayrımcılığı, savaşı, kaosu, barışı görüyorum. Huzuru, mutluluğu, heyecanı görüyorum. Koşuşturmaları görüyorum. 

İçsel yolculuğumda, doğanın gücünü görüyorum. Evrenin düzenini, içsel zenginliğimizi görüyorum.

Bir sır görüyorum içinde. 

Sanki çözülmeyi bekleyen bir şifre var. Bakıyorum baktıkça içsel olarak büyüyorum. Büyüdükçe yüceliyorum. Ruhum sanki bir bütüne ulaşıyor. İçinde bana bakan gözleri görüyorum. Kendimi görüyorum tam ortasında. Herkesi toplamışım etrafıma ve herkese ulaşmaya dokunmaya çalışan beni. Herkese bir şeyler anlatmaya çalışan beni. Ünlü düşünür Mevlana’nın söylediği “ Ne kadar bilirsen bil anlatabildiklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır” sözünü hiçe sayarak hoş bir çaba içine giren, beni görüyorum.

Her bir taşın yolu bana, yani merkezime ulaşıyor sanki.

Hepsine dokunuyorum.

Renkler, taşlar etrafımdaki insanlar gibi onlara dokundukça açılıyorlar.

Kimileri simsiyah iken benim ile griye dönüşüyor.

Sonra maviye. Bazıları yeşile.  Bazıları sarı ya bazıları lilaya.

Elimi insanın duygularına sürdüğümde onlarla tamamlanıyorum ve onlarla daha da büyüyorum.

Onlara dokunduğumda, ben onlarla doluyorum.

Ruhumu besliyorlar.

Ben beslendikçe çiçek açıyorum.

Çiçek açtıkça daha yararlı oluyorum.

Daha da büyüyorum.

İçsel yolculuğumda ben insana dokundukça ben oluyorum.

Not : Mandala ruhsal olarak insan zihnini rahatlatan bir uğraş. Hindistan kökenli dinlerde metafizik veya sembolik bakımdan meta veya mikro kozmosu gösteren şekillere mandala deniyor. İlgilenenler için http://www.mandalas.com

2 yorum:

  1. Kaleminize sağlık Seda Hanım harika bir yazı olmuş…

    YanıtlaSil
  2. Bana da her dokunuşunda renk kattın...Sayende oldum rengarenk :)

    YanıtlaSil