22 Haziran 2017 Perşembe


Harika bir yaz akşamı,

Önümde tamda masamın önünde duran bu muhteşem tablo var, bunu fark etmeme sebep olan ise harika bir parça.

Gönlümün kapıları ardına kadar açıldı.

Yarından sonra arife günü 

Huzurlarla, bereketi ile  dolu mutlu bir Ramazan ayı daha bitmek üzere.

Rahmetli Anneannem olsaydı, bu  ramazanı da gözyaşları ile yolcu ederdi canım benim, nurlar içinde yatsın bir tanem.

Rahmetli babaannem olsaydı Safranbolu da hazırlıklarını yapar bizi beklerdi. “Ani kızım baklavalar börekler hazır sizi bekliyor, pencerimin önündeki çocukları görünce sizi anıyorum hep, derdi.

Bizim ailede bayramlar hep özel ve güzeldi. Üzerinden geçen zamanda koruyamadıklarımızı gösterdi bu gece bana, biraz hüzünlüyüm, biraz buruk ama bir o kadar yaşamış olduklarıma şükran dolu..

Nerden geldim bu noktalara bu akşamüstü

Nerden kalktı güzel yüreğim  bu kadar havalara

Hepsi o güzel parçanın eseri...

Mazhar Alanson ın güzel şarkısı yüzünden

Bu satırları okurken, müziği de alttan tıklayın dinleyin

Tuhaf olan, hangi his içinde olduğunuz değil, bence tuhaf olan bir şarkının bizi bir yerlerden başka yerlere savurması sanki.

SözlerdeGünlerin Sayılı olma fikri, bana bir kez daha hatırlatma yaptı bu gece.

Masamın önündeki minik heykellerin sevgili edoşumun, Ege'ciğimin ve Tuğyan cığımın değerlerini hatırlattı. 

Yüzüme vuran bu tatlı rüzgar ve kulaklığımda çalan bu hoş parçadakiSenin yerini hiç kimse yerini doldurmaz sözleri, ilişkilerimin kıymetini bir kez daha gösterdi bu akşam. 
Hepsine sarıldım öptüm kokladım tekrar tekrar, gidenlere dua ettim dedelerime şükran duydum.

 Bana aşk şarkısı yazan çıkmaz daki hüzünlü ses, kendi  evimdeki zenginliği sevgili eşimin gitarı ile yazdığı güzel parçaları hatırlattı bir an

 "Bugünlerde geçmişim ile yüzleştim  gidenlerin arkasıdaki hüznü ve şükürü

 Aklı başında biri yok hayatımdasözleri etrafımızdaki dünyanın boşluğunu ve bir o kadar da hoşluğunu anımsattı.

Bir şarkı bende bir akşam rüzgarı estirdi.

Halbuki bu akşam bu masada oturma nedenim bambaşkaydı..


Hep Sevgi hep aşk ile hep samimiyetle sarılalım birbirimize


“Bu koşuşma hiç mi durmaz
Aşık olsam kimse duymaz
Bu çölde senden başka gül açmaz, gül açmaz
Neden bana aşk şarkısı yazan çıkmaz, yazan çıkmaz
Günler sayılı hiç şaşmaz
Akar gider soru sorulmaz
Senin yerini hiç kimse dolduramaz, dolduramaz
Neden bana aşk şarkısı yazan çıkmaz, yazan çıkmaz
Bugünlerde geçmişimle yüzleştim,
Aklı başında biri yok hayatımda
Her yeni günden ne çok şeyi bekledim
İlerisi karanlıktı çözülmedim, çözülmedim
Bu koşuşma hiç mi durmaz
Aşık olsam kimse duymaz
Bu çölde senden başka gül açmaz, gül açmaz
Neden bana aşk şarkısı yazan çıkmaz, yazan çıkmaz”

13 Mart 2017 Pazartesi

Hayata ve yaşama dair çok fazla söz ve duyguyu olumlu bir şekilde açıklıkla paylaşanlardanım.
Hatta öyle ki olumsuzluklara kulak tıkayan, olumsuz kelimelerin bana engel olmasına izin vermeyenlerden olduğumu da çok rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu yaratılışımın hediyesi bir şey, herhangi bir planı ya da sıralaması yok, doğal bir akış benimkisi
Bundandır ki her güne, yeni bir kitaba başlamanın heyecanı ile başlarım.
Şimdi sizin ile paylaşacağım yazı bana ait değil, sevgili kızımız Eda Yurtsever' e ait.
Bu yazının burada olması benim için çok önemli
Bana göre kendisi duygusal zekası yüksek minik bir filozof :)
her yaşında da böyleydi.
Beni şaşırtan şey ise çok iyi bir okuyucu olmamasına rağmen sadece hayatı gözlemleyerek izleyerek öğrendiği şeylerin bu kadar güçlü ifadelere dönüşmesi.
10 gün önce okul dönüşü yaptığımız çay saati sohbetinde bana okulda yazdığı kompozisyondan bahsetti. Öğretmenleri 4 kelime vermişler, o da yazmış
Ben çok beğendim.
Bana İlham verdi.
Kim bilir belki size de verir !

EN BÜYÜK HEDİYEMİZ


Hayat bize verilen en büyük hediyedir.

Eğlenmek, mutlu olmak, şaşırmak, hatta üzülmek bile hayatın içindedir.

Bize bu duyguları yaşatan hayattır işte. Nasıl mı?

Hayatta gerçekleşen olaylar bizi ve duygularımızı etkiler. Bazen küçük bir olay bizi mutlu ederken bazen de küçük bir olay bizi mutsuz edebilir. Önemli olan bu küçük veya büyük olaylara karşı bakış açımızdır.

Hayatımızda yaşanan üzüntülü olaylara karşı bile iyimser olursak, hayatta bize karşı iyimser olur. Mesela bir işe başlamak istiyorsunuz ama bir türlü kısmet olmuyor. İşte o zaman üzülüp, kızıp, suçu hayata atmamalıyız.

Her şeyin bir zamanı vardır.

İstediğiniz her şeyin bir anda olmasını beklemeyin.

Önemli olan umudumuzu kaybetmemek ve gönlünüzden hep güzel şeyler düşünmektir.

Siz hayatı severseniz hayatta sizi sever.


12 Temmuz 2016 Salı

En zor zamanlarda yaptığım şey zor olanı anlamaktan çok konudan uzaklaşmak ve dışardan bakmak.
Spor bu konuda en büyük yardımcım
Yürümek bol bol yürümek hem kendimi iyi hissetmeme neden oluyor
Hemde bedensel hafifleme yaratıyor
Bu resim 4 Temmuz gecesi, Astrolojik olarak Yeni Ay ve yengeç burcunda.
19 Temmuz oluşacak Dolunay Oğlak için kendi adıma ön hazırlıkları
Bunlarda ne derseniz ?
Bunlar sadece evrenin paralelliği.
Ruhumun izlediği yolda yardımcı bilgiler
Onun için hep dediğim gibi her ne olur is olsun güzeldir.
Ruhen, bedenen, zihnen #yürüyelimaşkile

27 Haziran 2016 Pazartesi

Bugün Günlerden Fikret Kızılok 
Sene 1985.
Deli gibi Fikret Kızılok dinlediğim zamanlardan 
Bizden büyük abilerimiz, ablalarımız, İskenderun Demir-Çelik Basketbol sahasında geceleri bize gitar çalıyorlar.
"Bir o yana bir bu yana",
"Bir harmanım bu akşam", 
"Zaman Zaman",
Süperrrrrrr hızlı, duygusal yoğunlukta gençlik ergenlik yaşadığım zamanlar.
Tabiki şimdiki ergenlerle karşılaştırılamaz :D Onlar başka dünyadan..
Hafta Sonu Demir Çelik geceleri, annemlerle babamlarla Cuma akşamı birlikte gittiğimiz canlı müzik geceleri.. Ay ne eğlendirdim ben... Kapı gıcırtısına oynayan bir tip olduğumdan zaten hiç inmezdim sahneden. Rahmetli Nevzat amcam ile tango yaptığım sahne performasın
Necip abiler, Deniz ablalar, Taylan abiler, Selim, Sinan Abiler, 
Güneşin en  yüzdüğümüz havumuz Ercan Abimiz :) 
Tenis turnuvalarımız, 
Basketbol maçlarımız...
Harika yazlar...  
Para harcamadan öğrendiğimiz yüzme derslerimiz, 
Spor yapmak sıra beklemek, itilip kakılmak yok, 
Annelerimiz babalarımız bizi bir yerlere taşımıyorlar hobileri olsun diye
Yarış yok, kim nerede okuyor , takdir mi almış, teşekkür mü ? kimsenin umrunda değil.
Herkes birbirine en yakın uzaklıkta
Akşam üstü herkes bronz bir ten renginde, mis gibi yıkanmış tertemiz, sosyalleşmek Sohbet etmek için, çay bahçesinin muhteşem tostu eşliğinde
Küslük hiç  hatırlamıyorum..
Tek birilerine ihtiyaç duymadığımız anlar, 
Hiç tatil ihtiyacı duymadığımız yaşamlar...
Sanki tüm dünya o tel örgünün içinde, şirinler gibi yaşamışız...
Rahmetli Tülay ablam, Neşeli Yuva Abla, Güzel Çift  Nilgün ve Nihat abiler, dedemin vefatında tüm zerafeti ile  bize bakan Sevgi Teyzem, dünyalar güzeli Nazo gelin, Nazan Teyzem, Bize hep en iyi karpuzu yediren Güngör amcam, Her istediğimize güleryüzlü destek veren Fikrim abim, daha ismini şuan  yazmanın verdiği heyecan ile hatırlayamadığım bir çok kimse, 
Bana değer kadar herkes..
Hepsinizi sevgi ile anıyorum. Kucaklıyorum. Derin ve içten duygularımla seviyorum.
Çoçukluğuma genç kızlığıma iz bırakan herkese teşekkürler :)
Bugün içimdeki neşeyi, mutluluğu ve huzuru ve hiç bitmeyen azmimi çocukluğuma, bizleri yetiştirenlere borçluyum .
#yürüyelimaşkile 

22 Haziran 2016 Çarşamba

Bu sabah facebook sayfamda bir yıl öncesinin fotografını görünce zamanın hızına bir kez daha saygı duydum. Çıktığım yolun bu kadar kısa olması beni hayretlere düşürdü. Üşenmedim gittim aynı elbiseyi dolabımdan buldum.  Elbiselerimin en önemli özelliği her bedene uygun ve esnek olmasıydı eskiden :) Artık bunu da değiştirdim. İki resim arasında 15 kilo fark var :)  Temmuz ayında çıktığım yol beni ve beraberimde çalıştığım Sevgili yol arkadaşım Gökçe yi bakın ne duruma getirdi. O da bu maratonu -40 kilo bitirdi.

Bu yolda neler öğrendik neler;

En önemli öğreti birlikte hareket etmek oldu...Önce ikimiz sonra diğerleri

Ya sonraki öğretileri sıralamak gerekirse;

1-Tüm zorluklara rağmen mutlu olmak, örnek olmak

2-Hedefinin olması, tutku ile sana haz veren birşeyler mutlak vardır, arayıp bulmak

3-"Sözlerin kaderin olur" felsefesinden ayrılmayıp, sözlerine dikkat etmek

4-Başkası ne derse, kendince der,  eyvallah demek

5-Her sabaha umutla, mutlu kalkmak için bahaneler bulmak

6-Yaşamı, insanı sevmek için hep bir bahanenin olması, kendin dahil tüm arızaların ile barışmak

7- Gelene... Gidene,
    Olana... Olmayana,
    Olma olasılığı olana, Olamayana
    "Eyvallah" demek

8-Bir şey olmuyor ise daha iyisi olacağına inanmak, bir sonraya aşk duymak, heyecan duymak

9 -Bütün olmak, yediğine şükredip yediklerini, yiyemediklerini, sana hayrı olmayan kilolarını biriyle paylaşmak, gerekirse yardım almak

10-Sevmekten, sevilmekten hiç usanmamak

11-Seni her ana motive edecek bir resimi, bir filmi, bir kitabı, bir müziği mutlaka keşfetmek

12- Günde 2,5 Lt suyu  içebildiğine şükretmek

13- Acıkan midene, canı çeken nefsine, "bir öğün sonra ne yiyeceğim" diyen beynine "ağır ol, efendi ol,  adam ol" demeyi bilmek

14- "Yoldan"  Hiç çıkmadan, her gün o yolda 45 dakika hızlı hızlı yürüyebilmek, bacaklarının gücüne, nefesinin sıcaklığına, can damarından çıkan sese, her adımda  şah damarından duyduğun kalp ritmine şükretmek

15- Ve bu bedenin bir hediye olduğunu kabul edip onu bir gün varoluşa teslim edeceğine inanamak ve ona kendimizce iyi bakabilmek....


İşte bizim hikayemiz bu...

Diğerleri ile devam eden bir hikaye

Bizi yakından izlemeye devam edin

Son bir yıldır hep söylüyorum

Hep söyleyeceğim

Yürüyelim Aşk ile

AşkOla

22 Şubat 2016 Pazartesi


Bu soru size hiç soruldu mu ?
Ben kendime devamlı bu soruyu soruyorum.
En çok da çocuklarım ve danışanlarımla bir aradayken aklıma geliyor.
Genelde içimde insanları harekete geçiren bir ihtirasım var,
sanki bana bir konu ile başvurduklarında o konu benim için onlar adına olmuş olarak başlıyor.
Hiç engel tanımayan ruhum sanki bir anda karşımdaki kişinin içine geçiveriyor. Kişi ayrılırken gözlerinde ışık var, umut var, inanç ve yapabilirlik ile gidiyor. Ya Sonra...
Bense arkada kalp atışım 140 a ulaşmış halde kalıyorum.
Sanıyorum bu aralar en hızlı yağ yakma egzersizim koçluk. :)
Sonra kendime soruyorum, konuyu anladın, kişinin yapabileceğini gördün, yolunu bulmasını sağladın, motive ettin...
Peki sen kimsin ki ?
Sanıyorum ben şu aralar;
İnsanın üstündeki toprağı kaldıran, havalandıran,
İçimdeki ateşi karşısındakine veren bir Prometheus um
Ya da ben ayaklarında uçan sandaletleri ile oradan oraya bilgi, çözüm taşıyan Hermes im
Ya da ben insanların doğum haritalarından, yerin dipinden kişilerin özlerini çıkartmaya çalışan Pluto yum
Ya  da ben her şeyi birbirine geçiren Uranyen Seda yım
Kim olduğum, 
ne olduğum, ne için var olduğum çok da önemli deği aslında..
İçimde AŞK var. AŞTA OLMA var. En çok da gelene duyduğum, inanç var.
Varlığım sadece benliğimi tamamlıyor ve varlığım aslında beni, benden ötesine taşıyor.
Adı Seda olan bir ruh olarak ben ve benden öte herkese aşk ile seçeceği bir yol bulmalarına niyet ediyorum.
Haftanız mükemmel olsun. 
İçinizdeki size ulaşmak nasip olsun. 
Ve gönlünüz her daim hoş olsun.
Her baktığınız kişide sizden aşk olsun.
Yürüyelim Aşk ile

12 Ocak 2016 Salı

Beni takip edenler bilir son bir yıldır #yürüyelimaşkile sloganını çok yol yürüdüm. 

Yürümeye de devam ediyorum.

Niyetim hep aşkta kalmak.

2015 de bu sözü kendim ile çok bütünleştirdim. 

Anlattığım derslerimde yaptığım koçluk seanslarında örneklerim izlenimlerinden oldu.

Elini tuttuğum kişiler bana ışık oldu.

Yaptığım her işe, her kişiye, her duruma, her nesneye, her duruma aşk gözlüğü ile bakma fikri 2015 de bana çok iyi geldi. 

Tabi ki bu bakış açım hayatın içinde derin bir akışın olduğunu tekrar tekrar anımsattı.

Bazen baktığım bir yüzde gördüğüm hüzün kalbime dokundu.

Bazen duyduğum bir melodi içimde bana başka kapılar açtı. 

Bazen sabahleyin hiç tanımadığım insanlarla kurduğum temas beni daha iyi hissettirdi.

"İşleriniz rast gitsin", "bereketiniz bol olsun", "sevdiklerimize şükürler olsun" ile büyüdü ruhum bu sene

2015 de yaşamıma mucizeleri davet ettim, hepsi geldi. 
Kapıyı açık bıraktım, rahatça oturdu bana beni anlattı.

Evrensel akışa teslim oldum, düştüm, kalktım, yazdım, sıkıldım ama hep şükür ettim ve hep aşkta aşkla kalmayı seçtim.

Geçtiğimiz yıl her senekinden daha fazla büyüdüğümü hissettim.

İçimde sanki bir şeyler yer değiştirdi. 

Sanki kocaman bembeyaz bir balon ile çevrildi bedenim. İdrakım bana beni gösterdi.

Sanki ilahi iradenin koruması altına girdi ruhum.

Okuduğum olumsuz haberler, duyduğum tehlikeli kelimeler sanki içimdeki aşk ateşi ile yandı, küle döndü ve sonra tekrar başka bir hal aldı şüküre döndü.

Bu yıl Halden hale geçti gönlüm.

Kendi kendimde bulduklarım, başkalarında gördüğüm benler bana ışık tuttu. 

Bu yıl yardım etmeyi, şifayı paylaşmayı seçtim.

İnsanı her durumda sevmeyi, kabul etmeyi, anlamayı görmeyi deneyimledim. Yorulmadım mı çok yoruldum ama hep "haktandır" dedim.

Herşeyi olduğu gibi geldiği gibi yaratıldığı gibi kabul etmeyi tercih ettim. Özgür iradem ile #yürüyelimaşkile dedim.

Bana gelip dertlerini anlatanlara "ya senin gördüğünün dışında bir şey varsa" dedirtti hayat bana.

"Ya biz gerçekten söylenen kadar eşsizsek, Ya gerçekten kendimizi sevdiğimizde herşey değişiyorsa "

Denedim, 

Tecrübe etmeme vesile olanlara eyvallah dedim

Yağmur da gelse Fırtına da esse, yer yerinden de oynasa, her ne olacaksa olacaksa, 
ben eyvallah demeye gönül verdim. 

Peki ne oldu da böyle oldum 

Sanıyorum içimdeki beni görmeye onun ile gece sohbetlerine başladım. 

Ben Aşk ile Aşkta insanı sevmeyi, aşktan yanmayı,
tutku ile işime, eşime, çoçuklarıma, danışanlarıma, eğitim verdiklerime,  metrobüste Merhaba dediklerime, minibüste kavga edenlere, takside yol vermeyenlere, sohbetlerimle sarılmaya onlara da ışığın kendi içinden geldiğini söylemeye devam ettim.

Şimdi ilahilerle coşan gönlüm, 

Çizdiklerimde var olan ruhum

bir notanın başka bir notaya değmesinden yansıyan iç ferahlığım  ile  
Ben artık ben olma yolunda noktadayım.

O zaman YürüyelimAŞKile..

Eyvallah

17 Temmuz 2015 Cuma

“Uşakkkkk Geldiniz mi ? Aniiiiii ni diyim, kızlarım gelmiş benim, canım kızım, yavrumun yavrusu, güneşimin gölgesi, gözümün nuru çocuklarım “ Nidaları ile babaanneniz, anneanneniz tarafından sevilenlerdenseniz bu yazıya bir bayram klasiği olarak devam edebilirsiniz.

Canlı, heyecanlı, hayat dolu, fındık kurdu gibi bir kadından bahsediyorum.

Babaannem 80 yaşına geldiğinde “burada noktayı koydum” artık yaş ilerlemeyecek diyerek 89 da gözlerini hayata kapatan nüktedan insan.

“Babaanne sen nasıl bu kadar dinçsin” dediğimde “Bak kızım ben kötü keder, kötü gam taşımam, cenaze ziyareti hastane ziyaretine sonra giderim, o anda orada olmam” derdi.

Gençliğimde kardeşim ile George Michael “Fate” şarkısı bizim ile dans ederdi. Herzaman güleç bir yapısı vardı. En azından ben o anları biriktirmişim.

Çocukluğumda, Annemler gezmeye gittiğinde beni ona bırakırdı. Ben tabi ki annemden ayrılmayı istemediğim için ağlardım. O da “ Aman bırak gitsinler, bak biz şimdi çekmeceleri karıştırırız, gucuzürüz (yaramazlık yaparız) ” derdi. Muzip şeker bir suratı vardı. Yaramazlık yapmak ilgimi çekerdi. Çekmece karıştırmayı bir şeyler bulmayı hala çok severim.

Çalışmaya başladıktan sonra ilk arabamı alma kararı verdiğimde, hemen minicik paraları ile topladığı birikimden bir milyarder edası ile “bu da benden “ diyen katkıları bir ömür boyu hiç bitmedi. Hep sol göğsünün üzerinde duran güvenli bankası, yüreğindeki heyecanı ile yeniliklere adım atan herkese açıktı.

Bugün Safranbolu da onun mekanında olmak bana çok şey hissettiriyor. Şuanda bazıları hızlıca aklıma gelen anılar, yüreğimde hoş bir sızı bırakıyor. Mutluyum.

O gitmeden önce bize söyledi buralara mutlaka gelin dedi. Her sabah kahvemizde anarız. İstanbul’dan kahvemizi içerken aradığımızda “amannn gönül ne ister kahve ister , ne kahvehane; Gönül bir dost ister kahve bahane” derdi.

Bir de kulaklarımızda çınlayan başka bir sözü “Safranbolu’nun çocukları sığdı da bir sığ sığamadınız buraya “ derdi. Hep yanında olalım isterdi.

Tabi ki bir tek o yoktu bu resmin içinde.

15 yaşımda kaybettiğim sakin, daima beyefendi, hep kendi halinde, Harmanlardaki bahçeli evimizin minik havuzunun başında, kendi yetiştirdiği güllerin arasında, mis gibi kokan bahçe salatalıklarını; çay bardağındaki rakısına eşlik ettiren Sevgili dedem Hasan Dağdelen’i de hatırlıyorum. Kız kardeşim ile soba başında oynadıkları “Kızma Birader” yenince yüzündeki muzip tebessüm hep anılarımda..

Sonra Dedemin kardeşi Amcam Mehmet Dağdelen. Bir insana küfür işte bu kadar yakışırdı. İlk küfrümü ondan öğrenmişim. Hatta adımın önüne Fatma isimini O takmış. Cam gibi mavi gözleri ile öyle içten gülerdi ki. Sarı bir tosbağası vardı. Onunla bizi harmanlarda ziyaret ederdi. Ben çocukken içine binip direksiyonu kilitlediğimi (bilmeden) acaba araba bozuldu mu diye ter döktüğüm 2 saati hatırlıyorum. Ne stres di J Sesi güzel enstrüman çalanlardandı. Benim küçüklük zamanıma denk gelmediğinden birlikte fasıl yapamadık. Ama annem, babam hep anlatır, cümbüşlü, udlu, sohbetli hoş zamanlar yaşamışlar.

Çocuklarımıza verebildiklerimiz, yaşadığımız anlar. Bunları planla program ile yapamıyoruz. Yaşamın anında akıp gidenlerden içlerinde kalan hisler yaşamda güven ve devamlılığı sağlıyor.
Ben Babaannemin neşesini, Dedemin sükûnetini, Amcamın dobralığını almayı tercih ettim.

“Anılar biriktirebildikleriniz kadardır”

Bir bayram için söylenebilecek en güzel söz gibi geldi bana.

Babaannem çok güzel sözler bilirdi. Hiç not almadık. Aklımızda kaldığı kadar.

“Allah sizlere şaşkın Akıl, Düşkün Beden Vermesin” derdi.

Bence bu söz bu yazıyı bitirmek için yeterli.

Var olan değerlerimiz geçmişimizde gizli.

Güzel bir bayram dilerim.


Not: Sevgili Anneannem ve Dedem ve Dayım Safranbolu hikayesinde çok yer vermedim. Ama onlarda benim için çok önemliler. Onlar bir sonraki yazıda olacaklar..

3 Temmuz 2015 Cuma



Her şeyden ve her durumdan kendine olumsuzluk çıkaran, daima kendini haklı gören ve her duruma eleştirel yaklaşan insanlardan yılmak üzereyim diyebilirim.

Hele hele bir şirketin mensubu olup, ay sonu aksamadan tıkır tıkır maaşını alan, evine güvenle ekmek götürebile, çoluğunu, çocuğunu okutabilen ve de bir çoğuna göre iyi kazanan, ama bir türlü mutlu olmayanlardan daha çok desem.

Hiç mi bakmaz bu insanlar etraflarına, dünya krizde, dolar almış başını gidiyor, etraf binlerce aç insanla dolu, ekmek aslanın ağzında, nedir bu var olana şükür edememe hali?

Hayır anlamıyorum.

Hani varsayalım ki işi, eşi, ne ise sıkıntın onu değiştirdin, sen sanıyor musun ki içinde, kendini memnun eden, seni besleyen şeyi bulmadan aslında sorunların yok olacak.

Sen sanıyor musun ki başka bir şirkette çalışmaya başladığında kendi değerini bulacaksın.

Şu anda yaşadıkların yaşaman gerekenler, sen niye bunu görmezsin ki?

Hislerin nereye gidersen git aynı olacak, değersizlik, sevgisizlik, saygısızlık, hep şikayet ettiğin şeyler

Hiç mi bakmazsın aynaya

Konu değişince sanır mısın ki senin hislerin değişecek?

Bu aslında bir yolculuktur.

Sen ne diye bunu anlamaz, anlamamazlıktan gelirsin?

Herkesi bir sallayasım var bu aralar,

Bir anlatasım var,

Nefes al ve şükür et

Ey insan, al bir bak aynaya

Bir bak kendine

Sen kendini her halin ile beğenir takdir eder misin ?

Yok olana verir misin?

Aç olanı doyurur musun?

Tanımadığına bir selamı hak görür müsün?

Eleştirmeden bir gün, olumsuz düşünmeden bir an yaşayabilir misin?

Hiç kimseyi ayırmadan herkes ile aynı sofra da oturur musun?

Her gün bindiğin taşıtta kaç kişiye gülümsersin?

Ve sen insan,

Bu yaşamın aslında bir yolculuk olduğunu bilmez misin?